Friday, February 22, 2008

A. Seşe

A.Seşe (Sechehaye): Saussure’un talebesidir. O, 1927 senesinde “Umumi lingustik Cenevre Okulu” adlı makalesiyle tanınmıştır. Adından da anlaşıldığı üzere makale Cenevre okulundan bahseder. A.Seşe, genelde söz dizimi ile ilgilenmiş, ilmî araştırmalarını daha çok bu konu üzerinde yapmıştır.

ferdinand de saussure

Kaynak: Prof. Dr. A. M. Gurbanov “Umumî Dilcilik”, Bakû, 1977.
Hazırlayan: Gülzade Jabbarova

XX. Asırda dil bilimi çeşitli akımlar (cereyanlar) şeklinde gelişmeye başlamıştır. Bu asırda yalnız Avrupa’da değil, dünyanın başka kıtalarında ve Amerika’da da dil bilimi süratli bir şekilde gelişmeye başlamış ve bu ülkelerde yeni akımlar ve bu akımlara bağlı dil okulları kurulmuştur. XX. yüzyılda gelişen önemli akımlardan birisi Yapısal sosyoloji akımıdır. Bu akımların ortaya çıkmasında ünlü İsviçreli dil bilimci, Ferdinand De Saussure’ün büyük etkisi olmuştur. Onun dil ile ilgili görüşleri bir çok akımların ve okulların temelini oluşturmuştur. Ferdinand De Saussure (1857-1913) XX. asır dilciliğinin en büyük simalarındandır. Cenevreli bir anneden dünyadan dünyaya gelen Saussure, çocukluğundan itibaren dil öğrenmeye ilgi göstermiş, Latinceyi Yunancayı öğrenmiştir.
Tahsil hayatına Cenevre Üniversitesi’nde başlamış ve Leypsig’te devam etmiştir. Burada okurken K.Brugman, K.Osthof, A.Leskin’den ders almıştır. 19-20 yaşlarında öğrenci iken ilmî araştırmalarla meşgul olmuş ve bu dönemde Hint-Avrupa dillerinin ünlü sesleri ile ilgili yazılarıyla, ortaya koyduğu fikirleriye hocalarını geride bırakmıştır.
1880 yılından itibaren Paris’te yaşayan Saussure, Paris Lingustik Kurumunda çalışmış ve 1884 yılından itibaren üniversitelerde tebliğlerini sunmuştur.
1891 yılında vatanı Cenevre’ye dönen Saussure, Cenevre Üniversitesi’nde Sanskritçe ve Hint-Avrupa dillerinin mukayeseli grameri sahalarında ilgi çekici tebliğler sunmuş ve aynı üniversitede dilcilik ana bilim dalına genel başkan seçilmiştir.
Saussure 1906-1912 yıllarında Cenevre Üniversitesi’nde “Genel Dil bilimi Kursları” derslerini anlatmıştır. Genel dil teorisine dair olan bu derslerde tutulan notları, ölümünden sonra talebeleri A. Seşe ve Ş. Balli 1916 yılında “Genel Dil bilimi Dersleri” adıyla kitap haline getirmişlerdir.
“Genel Dil bilimi Dersleri” yayınlandığı zamandan itibaren bilginlerin dikkatini çekmiş ve dilcilikte büyük bir olay olarak karşılanmıştır. Dilcilik ilminin temel niteliklerini ortaya koyduğu ve bu bilim dalının sınırlarını çizdiği için temel bir başvuru kitabı olmuştur. Saussure’e kadar dilcilerin bir çoğu dile mantık, psikoloji, fizyoloji bilimlerinin yöntemleriyle yaklaşıyorlardı. Bundan dolayı dil bilimi bağımsız bir bilim haline gelemiyordu.
Saussure dili sosyal bir olay olarak kabul eder ve şöyle der: “Dil biliminin tek ve asıl konusu dildir.” Ferdinand Saussure’nin dil bilimi alanına getirdiği fikirler, bu bilim dalının gelişmesini sağlamıştır.
Bunlardan bir kaçına değinelim;
1. İşaret “Gösterge” (Signe) Teorisi:
Ferdinand De Saussure, dili açıklarken işaret kavramından yola çıkar. O:”Dil işaretler sisteminden ibarettir” demiştir. Saussure’e göre bir dil işareti “kavram” ve “ses imajı”nın birleşmesinden doğar.
2. Sistem Olarak Dil:
Ferdinand Saussure’e göre dil, bir sistemdir. O, dilin karmaşık bir yapıya sahip olduğunu göstermiş ve onun bir sistem olarak kavranması gerektiğini söylemiştir. Saussure’ün dilin bir sistem olarak değerlendirilmesi gerektiği fikrini ileri sürmesi, onun XX. asır dilciliğine yaptığı en büyük katkı olarak değerlendirilmektedir.
3. Dil ve Konuşma İlişkileri: (Bildirişim)
Saussure, ikinci olarak dil bilimi alanında dil ve söz karşıtlığını ortaya koymuş, bu iki kavramın farklarını göstermiştir.

A. Söz ile dil arasındaki farklılıklar ,
Saussure, konuşmanın ferdi, dilin ise topluma ait olduğunu söylemiştir. Bu fikre göre dil bütünüyle bu veya başka bir kişide mevcut değildir. Dil bütün olarak o dili konuşanların konuşmalarının toplamından ibarettir.
B. Söz ile dilin ilişkisi,
Saussure’nin teorilerinde konuşma ile dil arasındaki farklılıkları gösterdiği gibi konuşma ile dil arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğuna da dikkat çekmiştir. Ona göre dil ve konuşma iletişimin iki ayrı koludur. Bunlar, birbirleriyle sıkı bir birliktelik içindeler; biri diğeri için önemlidir. Dil için konuşma, konuşma için dil zaruridir. Saussure dile göre konuşmanın daha eski olduğu düşüncesindedir.
4. Sinkronizm ve Diakronizm:
Ferdinand De Saussure’e göre dil iki yönden araştırılabilir: Şu an bulunduğu durumuyla veya tarihi gelişimine göre. Bunlardan birincisine Eş zamancılık, ikincisine art zamancılık denir. Bu görüşe uygun olarak Saussure, dilciliği iki alana ayırır ve bunlarda eş zamanlı dilciliğe üstünlük verir. O, bu iki alanı birbirinden tam olarak ayırmamış; her iki alan arasında ilişki bulunduğunu göstermiştir.
5. (iç ve dış dil bilimi)
Saussure, dil bilimi iç ve dış olmak üzere ikiye ayırmış, bunlar arasına bir sınır çizmiş ve onların içerik ve görevlerini göstermiştir. Saussure’e göre iç dil bilimi, dilin yapısına ait olan meselelerle ilgilenmelidir. Dış dil bilimi ise dilin halkla olan çok yönlü ilişkilerinin tetkiki ile meşgul olmalıdır.
XX. Asır dilciliğinde bir çok akım ve okulların ortaya çıkmasında büyük rolü olan Saussure’ün dil bilimi görüşleri, bazı kusur ve zıtlıklardan da yoksun değildir.

Thursday, February 21, 2008

Franz Bopp ve HintAvrupa Dilleri

Avrupa ve Asya’da kimi bugün için ölü dil durumunda olan ve çeşitli benzer ve yakın özellikleri nedeniyle dilbilimcilerce ortak bir adla anılan dil ailesi. Hint-Avrupa dilleri 12 ana kol hâlinde ele alınabilir. 1) Eski Anadolu dilleri (Hitit, Luwi, Palya, Likya, Lidya dilleri), 2) Hint-İran dilleri (Hint: Veda Hintçesi, Sanskritçe, Pencabi, Bengali, Çingene, İran: İskitçe, Farsça, Afganca, Urduca, Kürtçe, Beluç dili, Os dili). 3) Toharca, 4) Ermenice, 5) Trak, Frig, Makedon dilleri, 6) Helen (Hellence), 7) İllir-Venet-Messap-Filistin, 8) Arnavutça, 9) İtalik-öncesi, Ligur, Sikul dilleri, 10) İtalik-Kelt dilleri (İtalik: Latince, Osk dili, Roman: İtalyanca, Sardca, Provansça, Fransızca, İspanyolca, Katalanca, Portekizce, Galisçe, Retoromanş, Dalmatça, Rumence; Kelt: Galca, İrlandaca, İskoç Galcesi, Breton dili), 11) Cermen (Gotça, İsveççe, Danca, Norveççe, İzlandaca, Frankça, İngilizce, Amerikanca, Felemenkçe, Flamanca, Frisçe, Almanca), 12) Baltık-Slâv dilleri (Baltık: Latça, Litvanca, İslâv: Rusça, Beyaz Rusça, Ukraynca, Bulgarca, Makedonca, Sırpça-Hırvatça, Slovence, Çekçe, Slovakça, Polca [Lehçe], Lehit). 19. yüzyılda Alman dilbilimcisi Franz Bopp (1791-1867), Hint-Avrupa dillerinin karşılaştırmalı grameri üzerinde yaptığı çalışmalarla bu dillerin akrabalığını kanıtlamaya çalıştı.

Franz Boas

Frans Boas Amerikan yapısalcı okulunun kurucularındandır. (1858-1942) Amerikan dilcisi ve antropoloğu Boas, Almanya’da doğmuş, orada eğitim görmüş ve dilcilik ilmine yönelmiştir.
Amerika’da yaşayan ve yazı diline sahip olmayan Kızılderililerin dili F. Boas’ın dikkatini çekmiştir. O, Amerika Kızılderililerinin Dakot, Eskimos, Oneyda, Simsey ve diğerlerinin dillerini araştırarak kendi çabalarıyla öğrenmiştir. Bu halkların dilleri üzerinde ilmî araştırma yapmanın yanı sıra onların hayatı, âdet ve görenekleri ile de yakından ilgilenmiştir.
F. Boas, dilcilikte Hint-Avrupa dillerinin incelenmesi için belirlenmiş metodların Amerika Kızılderililerinin dillerinin öğrenilmesinde kullanmanın yararsız olduğunu göstermiştir. O, Kızılderililerin dillerinin incelenip, ortaya konulmasında yeni ve farklı metodlardan faydalanılması gerektiğini, yani dilin çeşitlerini (özelliklerini) ortaya koyan metotlardan yararlanılmasını öne sürmüştür.
F. Boas’ın teorik genel dil bilimiyle ilgili görüşleri onun “Amerika Kızılderililerinin Dillerine Dair Rehberlik” (1911-1922) adlı eserinde yer almaktadır. Burada deskriptif dilciliğin esas prensipleri de açıklanmıştır. F. Boas’ın ilmî usulleri Amerikan dilcileri E. Sapir ve L.Bloomfield tarafından iki ayrı yönde geliştirilerek devam ettirilmiştir.

Leonard Bloomfield

Leonard Bloomfield (1887-1949)
Bloomfield, XX. yüzyıl Amerika dilcilik tarihinde Saussure kadar ünlü bir isimdir. Frans Boas’ın yolunda yürüyen Blomfield Şikago Üniversitesinde German filolojisi profesörsü olarak çalışmıştır. Bloomfield, 1933 yılında yayımlanan “language”, (“Dil”) adlı eseriyle meşhur olmuştur. O, bu eserinde dilciliğin görev, prensip ve metodlarını bilimsel bir şekilde açıklamıştır ve bu eser Amerika Üniversitelerinin kaynak el kitabı haline dönüşmüştür. Bloomfield, dili gramer yapısı bakımından her yönüyle açıklamıştır. Onun gramer nazariyesinde gramatikal yapı konusu önemli yer tutuyordu: O, dil bilgisinin temel kavramlarını açıklamak için de çok ciddi uğraş vermiştir. Sentaks sahasında da çok büyük başarılar elde etmiştir.
1936 yılında Bloomfield’in “Dil veya Düşünce” adlı makalesi yayımlanmış ve burada o, felsefî meselelerden söz etmiştir. Genel olarak Bloomfield’in dilciliğe dair görüşleri Amerikan yapısalcılığının gelişmesinde önemli rol oynamıştır ve bu görüşler öğrencileri Blok, Treycer, Hokkit, Herris, Glison ve diğerleri tarafından geliştirilmiştir.

Şemseddin Sami

Şemseddin Sami
Vikipedi, özgür ansiklopedi
(Şemsettin Sami sayfasından yönlendirildi)
Git ve: kullan, ara
Şemseddin Sami (Fraşeri), (1 Haziran 1850 Frashër (Arnavutluk) - 5 Haziran 1904 İstanbul), Arnavut asıllı Türk yazar, ansiklopedist ve sözlükçü. Türk harfleriyle yazılan ilk Türkçe roman olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat'ın (1872), ilk Türkçe ansiklopedi olan Kamus-ül Alam'ın (1889-1898) ve modern anlamdaki ilk geniş kapsamlı Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türkî'nin (1901) yazarıdır. Ayrıca Kamus-ı Fransevî adlı Fransızca ve Kamus-ı Arabî adlı Arapça sözlükleri kaleme almıştır.
Ağabeyi Abdül Fraşeri ile birlikte, Latin ve Yunan harflerini kullanan ilk Arnavut alfabesini geliştirmiş (1879) ve Arnavutça bir gramer kitabı yazmıştır (1886). Kardeşi Naim Fraşeri, Arnavut milli şiirinin kurucusu olarak kabul edilir.
Konu başlıkları[gizle]
1 Yaşamı
2 Görüşleri
3 Arnavut Milliyetçiliği Meselesi
4 İlk Türkçe Roman Meselesi
5 Eserleri
6 Kaynakça
7 Weblink
//

Yaşamı [değiştir]
1850'de Güney Arnavutluk'ta Berat'a yakın Fraşer kasabasında doğdu. Tımar sahibi Fraşerî ailesinden Halit Bey’in beş oğlundan ikincisidir. Diğer iki oğul, Naim ve Abdül, Arnavutluk tarihinde önemli roller oynamışlardır.Galatasaray Spor Kulübü yöneticisi Ali Sami Yen'in babasıdır.
Ortaöğrenimini bugünkü Yunanistan sınırları içinde kalan Yanya'da ünlü Zosimea Lisesi'nde tamamladı. Eski ve yeni Yunanca, Fransızca ve İtalyanca'nın yanısıra Türkçe, Arapça ve Farsça öğrendi. Aile geleneği doğrultusunda Bektaşi tekkesine devam etti.
Bir süre Yanya Mektubi Kalemi'nde çalıştı. 1871'da İstanbul'a geldi. Matbuat Kalemi'nde memur olarak göreve başladı. Memurluk yaparken bir yandan da ilk telif eseri olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı romanını 1872-1873 yıllarında forma forma yayınladı. Ebüzziya Tevfik'in çıkardığı Sirac ve Hadika gazetelerinde çalıştı. Vatan Yahut Silistre krizi esnasında bu gazete Yeni Osmanlılar lehine neşriyatta bulunduğu için kapatıldı. 1874'te Fransızca'dan çevirdiği İhtiyar Onbaşı adlı trajedisinin sahnede kazandığı başarı üzerine, Arnavut sorunlarını ele alan Besa adlı oyunu da Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendi.
1874'te vilayet gazetesini yönetmek üzere Trablusgarp'a gitti. Dokuz ay orada kaldı. Bu görevinden önce bir İtalya seyahati yaptı. İstanbul'a döndükten sonra, 1876'da Mihran Efendi Nakkaşyan'la ile birlikte Sabah gazetesini yayımlamaya başladı. Bu gazete kısa zamanda büyük bir popülerlik kazanarak Türk basınında o zamana kadar görülmemiş bir tiraja kavuştu.
1877'de bir süre Rodos Valisi Sava Paşa'nın mühürdarlığı görevinde bulundu. Dönüşünde, daha önce Sabah'ta yazdığı "Şundan Bundan" başlıklı köşesini Tercüman-ı Şark gazetesinde sürdürdü. Bu sırada yoğun olarak Arnavut konularıyla ilgilendi. Bir yandan ağabeyi Abdül Fraşeri'nin önderliğindeki Arnavut İttihadı hareketini desteklerken, Arnavutluğun Osmanlı Devleti'nden ayrılmasını savunan görüşlere karşı çıktı.
1880'te Abdülhamit'in isteği üzerine saraya alınarak mabeynde kurulan Teftiş-i Askeri Komisyonu'nun kâtipliğine getirildi. Ölümüne kadar koruduğu bu görev, onun ekonomik rahatlığa kavuşarak kitapları üzerinde çalışmasına imkân sağladı. Bu yıllarda Daniel Defoe'dan Robenson Kruzo ve Victor Hugo'dan Sefiller romanlarını Türkçe'ye çevirdi. 1882-83 yıllarında, büyük eserlerinin ilki olan Fransızca-Türkçe Kamus-ı Fransevi'yi, 1885'te de bu eserin Türkçe-Fransızca kısmını yayınladı. Bu eserden dolayı II. Abdülhamit tarafından İftihar Madalyası tevcih olundu. 1889'dan itibaren tek başına yazdığı ve dokuz yılda altı cilt olarak yayımladığı Kamus-ül A'lâm adlı ansiklopediyle, Türkiye'nin en popüler yazarlarından biri haline geldi.
Kamus-ül Alam yayını daha tamamlanmadan, 1896-1897 arasında bir yıllık bir çalışmayla, bugüne dek hazırlanmış en kapsamlı Arapça-Türkçe lugat olan Kamus-ı Arabi adlı büyük sözlüğü fasıl fasıl çıkarmaya başladı. Ancak Firuzabadi Kamus'unun birbuçuk katı olacağı haber verilen bu eserin, ancak cim harfinin sonuna kadar olan 504 sayfalık kısmı yayımlandı.
1898'de gazetelerde Şemseddin Sami'nin Türkçe'nin ıslahı üzerine bir dizi makalesi çıktı. 1899'da modern ilkelere göre hazırlanmış ilk Türkçe-Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türki'yi yazmaya başladı. 1901'de bu büyük eseri yayımladıktan sonra kendini tamamen Türk dili araştırmalarına verdi. 1902'de Kutadgu Bilik ve 1903'te Orhun Abideleri'nin izahlı çevirilerini hazırladı. Ortaçağ Kıpçakçası hakkındaki eserini bitiremeden 18 Haziran 1904'te Erenköy'deki evinde yaşamını yitirdi.

Görüşleri [değiştir]
Şemseddin Sami, modern Türk milliyetçiliğinin ilk ve bazı yönleriyle en ilginç biçimi olan Osmanlıcılığın en önemli temsilcilerinden biridir. Aslen Arnavut olduğu ve Arnavut sorunlarıyla yakından ilgilendiği halde, Osmanlı devletinin modernleşerek güçlenmesini savunmuş, bunun için imparatorluğun ortak dili olan Türkçe'nin önemini vurgulamıştır. Türkçe'yi incelemek, modernize etmek, geliştirmek ve öğretmek alanlarında, yalnız kendi çağında değil, tüm dönemlerde, Şemseddin Sami kadar emek vermiş kimse azdır.
Kamus-ı Türki, Osmanlı Türkçesini üç dilden oluşan bir karma sayan eski zihniyetten, bağımsız ve bütünlüklü bir dil olarak gören yeni anlayışa geçişte kilit bir merhaleyi temsil eder. Arapça ve Farsça kelimeler eski sözlüklerdeki gibi gelişigüzel aktarılmamış, güncel yazı dilinde kullanılma ve yaşayan bir unsur olma özelliklerine dikkat edilmiştir. Arapça ve Farsça sözcüklerin özgün anlamları değil, (geleneksel bakışta "bozuk" sayılsa da) güncel Türkçe kullanımdaki anlamları verilmiştir. Batı dillerinden alınan yeni kelimelere yer vermeye özen gösterilmiştir. En önemlisi, dilin bel kemiğini oluşturan "Türkçe" unsurunun yapısı ve etimolojisi üzerinde dikkatle durulmuştur. Şemseddin Sami, dilin sadeleşmesini ve Türkçeleşmesini savunmuş, bunun için gerekirse Türkçenin en eski kaynaklarına ve Doğu Türkçesine (Çağatayca) başvurulmasını önermiştir.

Arnavut Milliyetçiliği Meselesi [değiştir]
Modern Arnavut milliyetçiliğinin (Rilindja Kombëtare) manifestosu sayılan Arnavutluk Ne idi, Nedir, Ne Olacak başlıklı kitapçık, Arnavut ulusal geleneğinde Şemseddin Sami Bey'e atfedilir. Bu esere dayanarak Sami Frashëri, kardeşleri Naim ve Abdul ile birlikte, Arnavut ulusal düşüncesinin babası sayılır. (Bak. İngilizce Vikipedi Sami Frashëri maddesi.) Arnavutluk başkenti Tiran'ın ana meydanlarından birinde üç kardeşin anıtı bulunur.
Adı geçen kitapçık ilk kez 1899'da yazar adı olmaksızın Arnavutça, daha sonra Fransızca yayımlanmış, 1904'te Şemseddin Sami'nin ölümünden hemen sonra Sofya'da onun adıyla ve "Arnavutçadan harfiyen tercüme" olduğu kaydıyla Türkçe olarak basılmıştır. Türk tarihçileri genellikle bu eserin Şemseddin Sami'ye ait olduğunu kabul etmezler, ve olayı, Şemseddin Sami'nin ününü ve prestijini kullanarak Arnavut milliyetçiliğine itibar kazandırma çabası olarak değerlendirirler. Şemseddin Sami'nin özellikle son yıllarında Türklük ve Osmanlılık konularına gösterdiği yoğun ilgi göz önüne alınırsa, bu görüşte doğruluk payı olduğu düşünülebilir. Buna karşılık Arnavutça eserlerde, Arnavutluk manifestosunun Şemseddin Sami'ye aitliği konusunda en ufak bir kuşku dile getirilmemektedir.

İlk Türkçe Roman Meselesi [değiştir]
Şemseddin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı romanı 1872 Kasım'ından itibaren Hadika gazetesinde tefrika edildi; 1873 yazında tamamlandı. (Yeni harflerle basımı Sedid Yüksel, Ankara 1964.) Talat ile Fitnat'ın aşkını anlatan roman, Türk edebiyat tarihine ilişkin birçok eserde "İlk Türkçe Roman" olarak değerlendirilir. Ancak bu doğru değildir. Bugüne dek ortaya çıkarılmış olan ilk Türkçe roman, Vartan Paşa (Hovsep Vartanyan) tarafından Türkçe olarak yazılıp Ermeni harfleriyle basılan Akabi Hikayesi'dir. 1851'de yayımlanan bu romanı 1991'de Andreas Tietze modern transkripsiyonla yayımlamıştır. (Eren Kitabevi, İstanbul.) 1851-1872 arasında da çok sayıda Ermenice harfli Türkçe roman yayımlandığı anlaşılmaktadır.
Şemseddin Sami'nin eserinin Türkçe yazıyla ilk Türkçe telif roman olup olmadığı yeterince aydınlatılmış bir konu değildir. Ancak popülerlik kazanan ilk Türkçe roman olduğu muhakkaktır.

Eserleri [değiştir]
Roman
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat (1873)
Oyun
Besa yahut Ahde Vefa (1874)
Seydi Yahya (1875)
Gâve (1876)
Mezalim-i Endülüs (basılmadı)
Vicdan (basılmadı)
Çeviri
Florian, Galatée 1773
Dumanoir & d'Ennery, İhtiyar Onbaşı (1874)
Daniel Defoe, Robinson Crusoe
Victor Hugo, Sefiller (1880, son cildi eksik)
Ali bin Ebi Talib Efendimizin Eş'ar-ı Müntehabeleri (1900, Ali bin Ebu Talib'e atfedilen Divan'dan çeviriler)
Sözlük ve Ansiklopediler
Kamus-ı Fransevi (1882-1905, Fransızca-Türkçe sözlük)
Kamus-ı Fransevi (1885, Türkçe-Fransızca sözlük)
Küçük Kamus-ı Fransevi (1886, Fransızca-Türkçe sözlük)
Kamus-ül Âlam (6 cilt, 1889-1898, genel ansiklopedi)
Kamus-ı Arabi (1898, Arapça-Türkçe sözlük, tamamlanmadı)
Kamus-ı Türki (2 cilt, 1899-1900, tıpkıbasımları 1978, 1998)
Dilbilgisi Kitapları
Usul-i Tenkit ve Tertib (1886)
Nev'usul Sarf-ı Türki ((1891, modern Türkçe gramer)
Yeni Usul Elifba-yı Türki (1898)
Usul-i Cedid-i Kavaid-i Arabiye (1910, yeni usul Arapça ders kitabı)
Tatbikat-ı Arabiye (1911)
Ayrıca "Cep Kütüphanesi" dizisinde astronomi, jeoloji, antropoloji, İslam medeniyeti tarihi, kadınlar, mitoloji, dilbilim üzerine kitapçıklar yazdı. Letaif adlı iki ciltlik fıkra derlemesi, Emsal adlı dört ciltlik özlü sözler derlemesi, okullar için alfabe ve okuma kitapları yayınladı.
Ayrıca Arnavutça bazı eserleri ve Abetarja e Shkronjëtoreja adlı gramer kitabı vardır.

Kaynakça [değiştir]
Şemseddin Sami hakkında en derli toplu makale, Prof. Dr. Ömer Faruk Akün'ün Kamus-ı Türki tıpkıbasımına yazdığı önsözdür (Alfa Yay. İstanbul 1998). Bu makaledeki biyografik bilgiler Akün'ün yazısından aktarılmıştır.

Estonya yazınında Johannes Aavik

Estonya yazını
“Estonya dilinde bilinen ilk yapıt uzun süre, A.T.Hellen’in 1739’da yayımlanan Kutsal Kitap çevirisi olarak kaldı. Estonya yazın yaşamında gerçek bir patlama 19.yüzyılın başlarında gerçekleşti. Bu döneme damgasını vuran gelişme, ‘Estophile Hareketi’nin ortaya çıkışıydı.
Griedrich Neinhold Reutzwald (1803-1882) 1857-1861’de Kalevipoeg’in (Kalev’in Oğlu) ilk versiyonunu yayımladı. Sözlü gelenek anlatılarından esinlenen bir ulusal destan olan bu yapıt 20 şarkıya dağılmış 19.047 dizeden oluşur ve Leton yazınının kurucusu sayılır.
Ulusal Romantizm denen dönemi en iyi Lydia Koidula (1843-1886) simgeler. Ülkesinin şanı uğruna yazılmış şiirlerinden başka, Leton dilinde ilk tiyatro oyununu kaleme aldı. 19. yüzyıl sonları iki kişinin damgasını taşır: Juhan Liiv (1864-1913) ve özellikle de Eduard Vilde (1865-1933). Eduard Vilde, belli bir eleştirel gerçekçiliğin temsilcisi oldu. Almanya’ya yaptığı bir yolculuk dönüşünde iki roman yayımladı: 1896’da Külmale Maale (Soğuk Topraklara Doğru), iki yıl sonra da Raudsed Käed (Demir Eller). Ama başyapıtı, tartışmasız, köylüler ile sanatçıların yaşamını betimleyen romanesk bir üçlemenin ilk bölümüdür: 1902’de yayımlanan Mahtraz Soda (Mahtra Savaşı).
20.yüzyıl başlarının en önemli yazın olayı Noor Esti (Genç Estonya) hareketinin doğuşudur. Bu hareket çok açık ve yazın hareketlerine ve genel olarak Avrupa kültürlerine yakın olma eğilimindedir.
Şairler Gustav Suits (1883-1956) (Elu Tuli / Yaşam Ateşi, 1905 ve Tuulemaa / Rüzgar Ülkesi 1913), ile Villem Grünthal-Ridala Tuglas (1886-1917): Hunt (kurt, 1901), Felix Ormusson (1915), Väike Illimar (Küçük İllimar, 1937) ve dilde yenileştirmeci Johannes Aavik (1880-1937), her biri kendi türlerinde, hareketin simgeleri oldular. 1905 Devrimi ertesinde birçoğu sürgüne gitmek zorunda kaldı.
Bağımsızlık, Estonya yazın faaliyetinin itici gücü oldu. 1922’de Yazarlar Birliği kuruldu. Ertesi yıl aylık Looming dergisinin ilk sayısı çıktı; derginin düşünsel etkisi çok büyük oldu. Bu dönemde yazınsal üretim arttı ve zenginleşti. Anton Tamsaare’ın (1878-1940) başyapıtı olan beş ciltlik roman Tode Ja Oigus (Hakikat ve Adalet) 1926-1933 yılların arasında yayımlandı; bu, 19.yüzyılda ve 20 yüzyıl başlarındaki Estonya’da yaşam üstüne geniş bir freskti.Sovyet istilası büyük yazarların çoğunun sürgüne gitmesine yol açtı. Faaliyetlerini kendilerine kucak açan ülkelerde, özellikle de İsveç’te sürdürdüler.”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)